Adriyatik’ten Çin setine uzanan coğrafyada at koşturmuş, Türk adıyla 158 devlet kurmuş, tarihe 2500 yıl yön vermiş, dünya’ya adaleti, eşitliği, sevgiyi, barışı yaymış asıl bir milletin torunlarıyız.
Dün birilerine örnek teşkil ederken, bugün birileri varlığımızdan rahatsız oluyorlar bu niye?
Dün kurtar bizleri diye bizlerden yardım isteyenler bugün neden bizleri yok etmek istiyor?
Evet, tüm bu soruların cevabını skolâstik ve klasik bir cevapla Misyonerlik, Hristiyanlık, Haclı anlayışı diye cevaplamakla kurtulamayız.
Bu işin analizini, bizleri buraya getiren nedenleri mutlaka irdelemeliyiz. Çünkü bir olayın sonucu başka bir olayın başlama nedeni olabileceğini göz ardı etmemeliyiz.
Nerden başlasak diye düşünüyorum! Bence en temel sorun olan eğitimden başlamalıyım.
Bizler eğitimi sadece Tıp, Hukuk, Mühendislik… Vb. dallarda eğitim görmek olarak algılamakta yanıldığımızı düşünüyorum. Eğitim sadece aritmetik bilgilendirme değil aynı zamanda Milli ve Manevi duyguları, tarih şuurunu da kazandırmak olmalıdır. Tabiki bu tarih şuurunu kazandırırken bizleri biz yapan öz değerlerimizi, milli ve manevi duygularımızı mutlaka yeni nesillere aktarmalıyız.
Çanakkale’de bizler için cennete girercesine ölüme koşanların nesilleri olduğumuzu unutmamalıyız!(Ama unutuyoruz)
Milli mücadelede Nene Hatun, Halide Edipleri, isimsiz binlerce kahramanları, bu dünya’da bir mezar taşı bile olmayan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda savaş meydanlarında yer alan şehit mimarlarımızı unutmamalıyız.(Ama unutuyoruz.)
Evet, bize neler oluyor. Atalarımız bu duygularla yanıp tutuşurken bizler bu asırda şehirleşmenin ve asilimilasyonun getirdiği rüzgârla buhar olup yok olmaya koşuyoruz. Bu koşu bu hızla bu ısı bu derecede kaynadıkça bir gün buhar olacak suyumuz kalmayabilir, yok olabiliriz!
Mutlaka dünya’daki yeniliklere uzak kalmayalım, dünya ile bütünleşelim ama bu bütünleşme esnasında özümüzü kaybetmeyelim. Sabah kalktığımızda Casio marka saatin alarmıyla kalkıp puffy yorganımızı üstümüzden alıp Hugo Boss pijamalarımızla Adidas terliklerimizle banyoya gidip Clear şampuanla saçımızı yıkayıp, Protex sabunla elimizi yıkayıp, Colgate diş macunuyla dişlerimizi fırçalayıp, Rowenta makineyle saçlarımızı kurutup Biss gömleğimizi ve Pierre Cardin takımımızı giyip Lipton çayımızı içtikten sonra işimize gider aynı şeylere orda da devam ettirirsek elbette “Bize neler Oluyor” sorusuna asla cevap bulamayız ve bu erozyonla yok olur gideriz, boşa milliyetçilik nutukları atmış oluruz.
Oysa bizle örfine, âdetine bağlı, büyüklerine saygı gösteren devleti ve milleti için cana can katan nesilleriz.
Bırakın bir insanı bir canlıya bile kıyamazken şimdilerde haberler de, gazeteler de okuyor ve duyuyoruz ki, bir çete yakalanmış ülkemizde yaşayan azınlıkları öldürüp, villa bahçelerine gömmüş gayrimenkullerini ele geçirmek için…
Bu bir vahşettir, bu bir canavarlıktır, bu bir erozyondur. Bu bir milletin yok oluşudur. Nasıl bir psikolojidir ki bu ne hainliktir ki bir insanın malı için canına kıyabiliyor, onu öldürmekle kalmayıp keserek parçalara ayırabiliyoruz “Bize Neler Oluyor”!
Sevgili hemşerilerim…
Bu cereyan eden olaylar sizlerin ve bizlerin içinde yaşadığı bu caddelerde, bu sokaklarda, bu şehirde, bu ülke’de oluyor. Lütfen etrafımıza duyarsız kalmayalım. Her koyun kendi bacağından asılır ama kokusundan o belde de kimse yaşayamaz unutmayalım. Bu canavarların bir gün aralarına kendi öz çocuğunuzu alamayacaklarının bir garantisi yoktur.
Lütfen çocuklarımızla yakından ilgilenelim. Onların altına arabayı, sırtına ceketi, karnına yemeği, cebine parayı sunmakla ebe beyinlik görevimizi yaptığımızı düşüyorsak çok aldanırız. Hele İstanbul’da varlığına varlık katma hırsıyla mücadele eden hemşerilerim sakın ha bu ara en kıymetli varlığımız olan evlatlarımızı bu uğurda kaybetmeyelim. Onlara sevgiden saygıdan milli ve manevi duygulardan lütfen yoksun yetiştirmeyelim.
Memleketine, vatanına, milletine, ailesine yararlı, üretken birer birey olmalarına gayret gösterelim.
Doğup büyüdüğümüz memleketimize götürelim, baba ocaklarını onlara gösterelim, gezelim, gezdirelim. Çamurunda yoğrulduğumuz, yağmurunda ıslandığımız, yolu olmayan dağında bayırında yürüdüğümüz o güzel toplarımızı onlara da sevdirelim.
Mutlaka yöre adına faaliyet gösteren derneklerimize, vakıflarımıza getirelim, dernekler ve vakıflar bizim özlemlerimizi, hasretlerimizi giderdiğimiz uzaklardaki evimizdir, ailemizdir. Yöremize ait dernek ve vakıflara üye olalım bir üyede biz kazandıralım. Aydınlık yarınlar için karanlıklara bir mumda biz yakalım. Dernekler vasıtasıyla birleşelim, bütünleşelim, bir olalım, birlik olalım
Bu uğurda Kalkandere Derneğine ve Vakfına bu ana kadar destek veren, emek veren, gönül veren tüm hemşerilerimizi tebrik ediyorum, hayattakilere sağlık, sıhat, mutluluk diliyor, vefat edenlerin ise ruhları şad olsun mekânları cennet olsun diyorum.
Tüm hemşerimize saygı ve sevgilerimi sunuyorum… |